Neden Mutsuzuz?

Günümüzde bir çoğumuzun hayatının bir parçası olan mutsuzluğun, bazı en temel sebepleri vardır. Sadece bu sebepleri bile ortadan kaldırabilirsek, mutsuz biri olmaktan büyük olasılıkla ve büyük ölçüde kurtulmak mümkündür. Bu makalemizde bu sebepleri ve çözümlerini konuşacağız.

Neden Mutsuzuz?

1.Kendini Başkaları ile Kıyaslamak

Öncelikle size kesin bir bilimsel veri vereyim: “Neden mutsuzuz?”, bütün insanlık için bir numaralı sebebini söylüyorum:

1)Kendimizi, kendimiz ile yada başkaları ile kıyaslamak. En baba sebep budur: kendimizi, kendimizin daha iyi bir formu ile yada başkaları ile kıyaslamak. Bunu yaparsanız, mutlu olma şansınız yok hayatta, güle güle. Kendini hiçbir şey ile kıyaslamayacaksın. Kıyaslamayı bitiriyoruz, çünkü kıyasladığın sürece kıyas bitmez, bunun sonu yok.

1.1)Eşya için de aynı şekilde: eşyalarınızı da başkalarının eşyaları ile kıyaslamayın. “Neden onlarda filanca telefon/arabaa var bende ise böyle?” sürekli mutsuzsun. Veya “ben şunları yapıyorum ama şunları yapamıyorum, elalem diğer erkekler/kızlar daha iyisini yapabiliyor”. Hayatının büyük kısmı mutsuz geçti ise bir numaralı sebep budur.

Kıyaslamayacaksın. Sen başka birisin, öbürü başka biri. Herkesin olayı potansiyeli farklıdır. Kendini başkaları ile kıyasladığın sürece mutlu olma şansın 0. Sende kalıcı mutluluk ihtimali yok.

Bu kafayı değiştireceksin. Nasıl yapacaksın? Çünkü bizim beynimiz evrimsel olarak şöyle çalışır: beyinde tehlike kodu vardır(hayatta kalma içgüdüsü var ya), kötü olan şeyleri akılda tutar(çünkü ölmemem lazım der), iyi olan şeyleri “boş ver bunları, bunlar benim tehlike kodumu etkilemiyor” der. Yani sen hayatta bir çok şey başarırsın, ama beyin onları çok sallamaz “bi sen mi yaptın ne övünüyon?” der. Ama bi hata yaparsın, sana der ki “senin Allah belanı versin, rezil ettin bizi, yüzüne tükürürüm ama ondan da anlamazsın ki sen” moduna giriyor. Neden? Evrimsel böyle çalışıyor. O makina(beyin) yanlış çalışıyor, senin o makineyi düzeltmen lazım. En başta bu makinanın yanlış çalıştığını anlaman lazım. Çünkü makina böyle çalışıyor, sürekli olumsuza odaklanıyor. Önce farketmen sonra düzeltmen lazım. “Anladık tamam ne yapayım yani?” çok şey yapabilirsin. Mesela iyi olduğun şeyleri, en ufak şeyden en büyüğüne kadar, hayatta yaptığın ve yapabileceğin şeyleri kendine telkin edeceksin. Çünkü senin beyinin bunu kendi kendine düşünüp önemsemiyor, sen ona diyeceksin ki “ulan yavşak! Ben bunları bunları yaptım, bunları bunları da yapacağım, göreceksin lan”, beyin de “Allah Allah, bu önemli bilgi imiş, ben bunu da alayım” diyecek. Dikkat: beyin seninle cebelleşmiyor, sadece farkında değil, ona hatırlatıyorsun sürekli. Atıyorum, haftada 1, iki günde 1 falan ne ise, “lan yavşak! Hatırlıyorsun değil mi o gün filanca şeyde ne kadar başarılıydım, unutma onu yavşak!” beyin de “evet lan orada çok başarılıydın”. Sen böyle yaptıkça beynin olumlamaları da koda almaya başlıyor. Sen şuan büyük bir şey yapıyorsun. Bu kafaya girersen, en büyük mutsuzluk ihtimalini elemeye başlıyorsun. Mesela sana diyor ki “bana, sen bir şey yapamazsın gibi geliyor bana”, sen de diyeceksin ki “ulan benim yaşım daha 23. Önümde var koca bir dünya. Kafam da çalışıyor, sağlığım da yerinde. Yaparım kardeş, niye yapmayayım ki? Sadece vakti saati değil. Benim de vaktim gelecek”. Ona bunu söyleyeceksin, o bunu da yazacak, diyecek ki “hee, bu yavşak aslında böyle düşünmüyor, benim bununla ilgili tehlike kodunu çalıştırmama gerek yok. Yavşağın fikirleri var idealleri var” diyecek, onu da alacak koda. O zaman mutsuz olmayacaksın. Diyecek ki “o zaman benim mutsuz olmama gerek yok”.

Makinayı düzeltceksiniz. Makinayı düzeltmezsen sabaha kadar uğraş dur, hep onun sana verdiği olumsuzlukları çözmeye çalışmakla uğraşacaksın. Çözerken de hep yeni bir olumsuzluk getirecek sana. Tamam olumsuzlar var, ben sana onları at demiyorum, atma kalsın, ama olumlu olan şeyleri de beynine hatırlat, “bak bu da var” de. Mesela “bende şöyle bir yetenek var, mesela hızlı okuyabiliyorum” de. Bunu ona hatırlat çünkü o bunu unutur, çünkü senin bu yeteneğin onun için hayatta kalmaya yönelik bir şey değil. Böylelikle beynin “o kadar kötü durumda değilmişim” der. Beyin koda göre çalışıyor.

İstatistiksel Veriler

Psikoloji biliminden bir istatistik. Mutsuzluğun sebeplere göre oranları:

1)%40-45 doğuştan genetik. Ama bu, şu demek değil: “o zaman ayvayı yedik, hiçbir şey yapamayız”. Hayır. Söyleyeceğim şeylerle, farketmez, genetik de olsa düzeltebilirsin. Tabii ki 0a indiremezsin, öyle dünya yok, ama %40 değilde %10 olacak şekilde indirirsin, seni etkilemez hayatında. Sen mutlu bir insansa dönersin. Farkındalık, bilinç.

2)%30 çocukluk dönemi. Çocukluk döneminde yaşadığınız her ne ise, “ya hocam, kendimi hiç mutlu hissetmiyorum, hep böyle mutsuz olasım var, canım hep sıkkın, çocukluk döneminden olabilir. Orada kalan bir şeyler var, onları bulup çözeceğiz. O %30u %10a 5e indirebiliriz mümkün.

3)Geriye kalan tüm nedenler, çevresel faktörlerdir. Yaşadığın hayat, içinde olduğun ev “şu lanet olası evden bi çıkamadım, üniversiteyi bi kazansamda gitsem”, aile şu bu sürekli baskı yapıyor sürekli laf ediyor, veya çalıştığın yer “düzgün bir iş bulsamda şuradan kurtulsam”, …., şu bu. Anladın mı? Geri kalan da çevresel faktörlerdir.

Stres

Biliyorsunuz, hep deriz “Stres yapma, stres sakat” falan. Bunun çok basit bir nedeni var. Çünkü stres hormonlarınız aktif olduğunda ve siz sürekli kaygı ile stres ile yaşadığınızda, sizin bütün dna-nız rna-nız neyiniz varsa bozuluyor. Bildiğin, her şey bozuluyor. Kanındaki kortizol seviyen bile değişiyor ya, kan anlıyor senin stres yaptığını. “Kan nasıl anlıyor?” demi sıvı? Anlıyor işte. Çünkü onun da hafızası var. Bütün vücut birbiri ile alakalı. (Kortizol artınca bağışıklık da düşüyor). Madem buraya değindik şunu da söyleyelim: mutsuz insanların genel olarak erken öldüğü (intihardan falan bahsetmiyorum, bildiğin hastalık falan) ispatlanmıştır. Mutlu insanlar çok daha uzun yaşarlar. Mutlu insanlar, bırak daha uzun yaşamayı, hastalıklara bile daha az yakalanırlar. Mutsuzsan bağışıklık düşüyor çünkü, vücut da yaşamak istemiyor, her yer kırık dökük. Soru: stresi düzeltmenin yolu?
Cevap: farkındalık, hep aynı yere döneceğiz. Çünkü sen o stresi neden yapıyorsun, bana onu anlat, bana gerçek bir şey söyle, ben de sana gerçek bir şey söyleyeyim. Farkında olman lazım. Bilgi olmadan hiçbir şey yapamazsınız hayatta. Önce bilginiz olacak, önce farkedeceksiniz, “hee bir dakika, bu yüzden oluyormuş” diyeceksiniz. Sonra bakacaksın, “ne varmış derinde gel bakayım” diyeceksin.

2.Yanlış Sosyal Çevre

Sosyal çevreden kasıt = bir arkadaşın, derdini anlatabileceğin, dedi kodu yapabileceğin, yeri geldiğinde boş yapabileceğin en azından 1 arkadaşın olması lazım, mecbursun. Rahat rahat konuşabildiğin biri olması lazım hayatında. Eğer bu olmazsa, geçmiş olsun.

Yani burada(sunucuda) da hep konuşun diyorum. Burası da sosyal bir ortam. Burada da konuşsanız okey. Anlatın derdinizi, “böyle oldu, şöyle oldu, şunu yaşadım, herife şunu dedim o da bana şöyle dedi…” anlatmak zorundasınız, anlatmasanız size girer. Öyle “ben çok delikanlı adamım, dertlerimi içimde yaşarım” falan dersen, 50 yaşından falan çökersin, 60dan falan gidersin, hayatın da zaten bok gibi geçmiştir. Öyle delikanlılık yok. Biyoloji ile oynanmaz, delikanlılık yapılmaz. Bunlar senden çok daha üstün şeyler: beyindir kimyadır bunlarla oynamayacaksın, onlar ne istiyorlarsa onu vereceksin.

3.Etrafınızda Mutlu İnsanlar Olsun

Eğer etrafında hep mutsuz insanlar varsa geçmiş olsun, ayvayı yedin. Neden? Çünkü aynanöronlar. Beyin, bakarak çalışır. Bakar “ulan bu mutlu, ben de mutlu olayım, ben mal mıyım, benim neyim eksik”. Etrafında mutlu, sana pozitif enerji veren, güçlü insanlar olursa, sen de onlar gibi olacaksın. Beyin diyecek ki “ben mal mıyım ben niye böyleyim? Ben herhalde bir şeyi yanlış yapıyorum”. Ama etrafında mutsuz insanlar olursa beyin diyecek ki “ben haklıymışım, herkes böyle, hayata lanet olsun”. Yani depresif insanlarla depresif ortamlarda bulunmanız… Bunlara şeyler de girer: bizim sunucuda felsefi filmler genelde depresif. Eğer sen zaten mutsuzsan bu filmleri oturup izlemen doğru değil. Sen zaten iyi değilsin zaten depresifsin, kalkıp bir de sürekli bunu besliyorsun beyninde, hayır! Git komik filmler izle, misal. Git tam tersini yap. Müzikler için de aynısı geçerli, sürekli üzücü müzikler dinliyorsun, sen zaten mutsuzsun bir de bunları dinle dinle dinle, beynine sürekli besin veriyorsun. Tersini yap. Yapmazsanız giderek girdaba döner.

Diğer Sebepler

Yaşamanın Anlamı olmalı

Yani bir anlam bulmak zorundasın, bir neden. Yani desem ki sana “neden yaşıyorsun?”, mutlaka en az bir tane şey söylemelisin, “çünkü şu” demelisin. Bir güdüleyici sebep. Eğer bunu söyleyemiyorsan, bunu yaratmalısın.

Mesela Freud buna seks ve öfke duygusu diyor. Yani gündelik hayatta haz ve sinirlenme(kavga da olur) diye çevirebilirsiniz. Ama Fredudun açıklaması, bu konuda çok yeterli değil. Mesela Adler, buna sosyal dominans diyor. Bir yere ait olma diyor, Maslowun hiyerarşisi var ya. Bir kendinlik yaratma diyor. Bir insanın mutlu olmak için asıl yapması gereken budur diyor. Yani “ben şu kişiyim, şunları yaparım, şu konularda iyiyimdir” böyle, net. Toplumda bir yer edinme(k) diyor.
   Ama psikolojiyi toplarsanız, finalde genel olarak en baba geçerli görüş: yaşamını anlamlı kılacak bir şey bulmak zorundasın. En kralı budur, bu gerçekten böyledir. Çünkü beyin onu anlamıyor. Yani “ben neden yaşıyorum” dediğinde beyine o cevabı verebilmen lazım. Amacın varsa da devam et. Yani “ben şunu yapacam, bunu yapacam, ilerde şöyle bir hedefim var, iş kuracam, şuraya gidecem, böyle yaşayacam…” mutlaka bir amacın olmalı hayatta.

Kültürel Sebepler

Beyin o kadar tuhaf bir organdır ki, o meşhur atasözümüz var ya(bütün dünyada var): “Çok mutlu oldum(mesela güldüm), kesin kötü bir şey olacak”. Bak. Sahte bir inanç yaratıyor kendine. Evrimsel olarak yaşam içgüdüsünden dolayı, olumsuza o kadar hazır ki, kendini korumaya o kadar adapte ki, mutlu olmayı bile şey sanıyor: “niye bu kadar mutluyum ki ben? Kesin kötü bir şey olacak”. Bu, sahte inanç, yok böyle bir şey, hiç alakası bile yok. Maalesef (özellikle semavi) dinlerin de insanların mutsuz olmasında büyük payı var. Çünkü dinler, senin çok mutlu olmanı istemez, çünkü çok mutlu olan(kaliteli yaşayan) insan dinlere ihtiyaç duymaz. Kalitesiz insanlar içindir din (o açıdan). Karl Marxın dediği gibi “mutsuz insanların sığınağıdır”. Zavallıların çaresidir, dinin kurgulanışı budur. Din ister ki sen çok mutlu olma, bir sürü ayet ve hadis vardır böyle, çünkü mutlu olursan sistemden çıkacaksın. Ve seni mutlu edecek şeyler, mesela seks yapmak, der ki günah, ayıp. Lan niye ayıp olsun, ben genç adamım, sana ne, seks yapmak güzel bir şeydir: mutluluk hormonunuz artar salgılatır, melatonin seratonin falan artar, dopamin falan yükselir, müthiş bir şeydir bu, niye kötü bir şey olsun ki bu?
   Bundan şunu demek istiyorum: çocukluğunuzdan beri maruz kaldığınız bir kültür de var, ve bir çoğunuz sanıyorsunuz ki çok mutlu olmak, haz için bir şeyler yapmak kötüdür, yanlış bir şeydir. Öyle bir şey yok. Tam tersi hatta. Böyle yaparsan yanlış yapıyorsun.
   Yani kafada putlaştırıyorsun bir şeyleri, tabu haline getiriyorsun, aslında bi bok yok. Türkiye gibi yerler, ortadoğu falan cinselliğin tabu olduğu yerlerdir, halbuki cinselliğin en çok rezil bir şekilde haysiyetsiz bir şekilde yapıldığı toplumlar da bunlardır. Çünkü beyin tabudan anlamıyor ki. Sen kendini kandırıyorsun. Üst beyin var alt beyin var, sen onu kabukta kuruyorsun, gerçekte beyin biliyor bunun saçma sapan bir şey olduğunu. Ama seni kültürel olarak etkiliyor. Bu da seni mutsuz eder.

Uykunuzu Alın

Uyku saati falan onlar değişti. Dünya değişti. O saatler falan geçmiş yüzyılda kaldı. Televizyon, internet falan…hangi çağda yaşıyorsun? Öyle bir ritim mi kaldı? Evrim ne demek? Senin beynin artık bilmiyor mu? Sürekli maruz kalıyorsun: ışık var telefon var bilgisayar var bilgi var şu var bu var. Senin beynin artık öyle bakmıyor ki olaya. “Akşam 10da yatayım sabah 5te kalkayım” falan, müezzin misin?
    Heee uykunu al ama. O ayrı. Uykunu almak önemlidir. Uykunuzu almadan uyanmayın. Çünkü birçok psikolojik rahatsızlığı tetikler, anksiyete yapar, uyku önemlidir. “Uykunun süresi ne kadar olmalı?” öyle bir şey yok. Uykunu al, süresi bu. Kaç saat ise al, kriter bu. Herkesin beyni kimyası farklı çalışır. Günde 8 saat uyumalıyız diye bir şey yok, benim ihtiyacım 6 saat ise bu bana yetiyorsa neden 2 saat fazla uyuyayım ki. Veya 10 saat uyuyunca kendine gelebiliyorsan 10 saat uyu. Yani böyle genel geçer yargılarla değil bu işler. Basit olun net olun, beyin ihtiyacını aldıysa zaten sana söylüyor, kalkınca güzel kalkıyorsun.

Birisi: bazen bu tembellikten gelen uyku da olabiliyor. Sonra bir konuya ilgi duyarsın, bakarsın ki uyku ihtiyacın değilmiş, zaten uyku ihtiyacın oluştuğu zaman beden bağırmaya başlar(hoca doğruladı). Birisi: bedenin uyarılarını çoğu zaman dinlemek lazım.
  Hoca: aynen öyle. Bir şeyin vakti geldi ise beden bunu zaten söylüyor, mal değilsen anlaman lazım.

Konuşun!

Eğer gündelik hayatta az konuşan bir insansanız, tehlike çanları çalıyor demektir. Hem patolojik rahatsızlıklar, hem mutsuzluk, şu bu hepsi içinde. Konuşun! Konuşmak zorundasınız. İçinizde yaşamayın bu hayatı.

Soru: Peki gereğinden fazla konuşup bokunu çıkarmak da bir psikolojik rahatsızlığa getirebilir mi?
   Hoca: bir şey olmaz, o halledilir. Sen konuş. Konuşmamak çok kötü çünkü. Onu feda ederiz, ama bu çok kötü. Biri kanser biri epidemik ağrı gibi, halledilir birisi, öbürü kanser, şakası yok.

Birisi: Ben önceden konuşmaktan olsun veya insanlara normal bir şey sormaktan olsun gereksiz utanıyordum biraz büyüdükçe farkettim ki yaptığımız çoğu sey insanların çok da umurunda değil gereksiz kasıyormuşum.
   Hoca: aynen öyle. Siz ailenizin akrabalarınızın falan çok umrunda mısınız sanıyorsunuz? Hayır rahat olun. Herkes kendi hayatını yaşıyor, herkesin bin tane derdi var. Konuşun abi bir şey olmaz.

Bazı insanlar var sürekli dert dinler. Anlat desen o anlatmaz derdini. Sonra ruh hastası olur çıkar. Araştırma yapıldı, psikologların bile seansları bilimsel olarak 50 dakikayı geçmemelidir, çünkü bu 50 dakikayı geçerse psikolog kafayı tırlatıyor uzun vadede. Psikolog diyorum, psikolog! Çünkü “ben hiç konuşmuyorum, sürekli herkesin derdini dinliyorum”. Bu ne demek biliyor musun? Kafayı yiyeceksin demek. İstersen psikolog ol, farketmez. “İnsanlar kırılır mı”. Kırılsın.

Hele herkesin derdini dinleyip kendin hiç konuşmuyorsan, birde üstüne bunlar yokmuş gibi davranıp bastırırsan ohooo gelsin psikolojik rahatsızlıklar. Konuş!

Soru: peki çocukluk travman varsa?
   Hoca: farketmiyor, varsa da konuş yoksa da konuş. Konuşmak zorundasın. Konuşmazsan ayvayı yersin.

Boş da olsa konuş. Mesela burada bir şey konuşuyoruz, sen de konuş, de ki “benim de şöyle bi arkadaşım vardı” falan, boş konuş ya, ama konuş. Çeneyi çalıştırın.

Kafanda tabu olan şeyi sosyal ortamda konuştuğun zaman beynin hemen şunu anlıyor, diyor ki “ulan bu kadar insan içinde ben konuşuyorum ufak ufak, o kadar da sorun değil demek ki”. Dakika 1 etki 1.

Birisi: burada ciddi bir ortam var diye yanlış bir şey söylemekten çekinerek konuşmama durumu oluyordu.
   Hoca: yav yanlış bir şey söyle ya. Benim söylediğim her şey doğru mu? Ben de arada yanlış konuşuyom. Konuşmayayım mı? Yanlış konuşmamak istiyorsan hiç konuşmayacaksın. Soru: örneğin karşıda anlatacak birini bulamıyorsun, ya da kendi duygusal durumundan dolayı ve s. anatamıyorsun. Bunu kendi içinde düşünüp, örneğin T cetvelidir şudur budur, bu da zarar verir demi?
   Hoca: evet. Konuşacaksın.

Ne problem varsa iletişimsizlikten çıkıyor, kafada kurarsın sürekli. Bu kadar karmaşık değil ya. Al karşına, “ben böyle düşünüyorum, ne diyorsun?”. Bitti. Ne o öyle gizlenecek büyük sırlar falan. Birde millet kendini çok önemli zannediyor he. Böyle insanlar hep olacak hayatınızda, bundan kurtuluş yok. Çoğunluk bunlar çünkü, sen öyle olma diye anlatıyoruz bunları.

Sen kafada kurduğunda ne oluyor biliyor musun? Beyin onu gerçek zannetmeye başlıyor. Çünkü beynin de gidiyor, erimeye başlıyor beynin. Baya bildiğin beynin de “aynen kanka haklısın” falan demeye başlıyor. Şizofreni başlıyor. Şakası yok bunun, bunun önünü almazsan, ayvayı yersin, bir yerden sonra dönüşü yok. Sakın. O yüzden iletişim. Kimle ne derdin varsa çık konuş. Veya seviyorsan git de ki “seni seviyorum kardeşim, öylesine söyledim bir nedeni yok”. Bitti, bu kadar. Beyin öyle çalışıyor: sürekli kendine dönüp sürekli kendi verisini tekrar aldıkça şizofreniye bağlıyor, diyor ki “aa ne kadar haklıyım”. Ama içten içe biliyor ki bi bok bildiğim yok. Kafa gidiyor. Beyin erimeye başlıyor.

Net Olun

Bir de şu var: net yaşamak, o yönden de çok faydalıdır: eğer her zaman net bir insan olursanız, kafanız ÇOK rahatlıyor, beyniniz “oh, kralsın, aynen devam beni uğraştırma” diyor. Tıraşa gerek yok ki netim zaten. Biri gelip bana “sen şöyle şöyle insansın, böyle böyle demiştin” falan diyemez.
   (Akla gelen her şeyi de söylemek gerekmez ciddi bir şey değilse, akla gelir gider önemli değil. Ama kafada varsa, düşünüyorsan, devam ediyorsa, bunu konuşman lazım.)
   Bir kere, net olduğunuz zaman herkese karşı 3-0 önde başlıyorsunuz. Ben şöyle şerefli iyi biriyim, hayatı böyle yaşıyorum, sen bana ne dersen de. Bir şey söyleyemezsin ki, ben kendimi biliyorum, ben böyle yaşıyorum zaten. Böyle olun. Biri gelip size çarpmaya çalışıyorsa ibnelik onda çıkar zaten rahat ol. Çünkü senin böyle bir derdin yok ki insanlarla. Beyni yetmeyen sana kendi çarpar kendi düşer, sana dokunamaz. Bu, insana acayip bir güç katar bu arada. “Bana istediğin şekilde gel”, ben çünkü biliyorum neyi neden yaptığımı. Kafam rahat. “Senin kafanda her ne ise tecrübesizlik de olabilir sor git, ama çarpmaya gelirsen dayak yersin”.

Özbakımın Önemi

Birisi: bir yayında anlatıyordunuz: kendini değerli görmesen bile her gün dişini fırçala, düzenli ol, masan odan falan düzenli şekilli olsun.
   Hoca: onun nedeni şu: senin gündelik hayattaki alışkanlıkların, senin karakterinin ciddi bir parçası. Yani sen gündelik hayatta nasıl yaşıyorsan, farkında olmadan otomatik yaptığın şeyler bile senin hakkında bana çok veri verir. En basit örnek: mesela ben tırnakları uzun ve kirli bir insan(özellikle bir erkek) görürsem, ben o insanın kendisine saygısı olmadığını  hemen çıkartırım oradan. Çünkü bir insan böyle yaşamamalı. Bu adam tırnağına bile özen göstermiyorsa, seni beni … .
   Birisi: mutsuz biri bir şeyleri düzeltmeye başlarsa, tırnağını keserse duşunu falan alırsa beyin de bunu görüp “mutlu olmalıyım” der mi?
   Hoca: evet. Sen gündelik hayatta özbakımını yapıyorsun ya güzel görünesin diye, beyin şöyle düşünüyor: “güzel görünmeiyiz, o zaman ben de bazı kuruntuları bırakayım, çünkü ben de yanlış yapıyorum”. Beyin, sen ne yaparsan ona göre hareket ediyor. Öyle bir makina. Özbakımla ilgili bir şey yaptığında daha motive hissedersin, çünkü orada saygı oluşuyor, özsaygı artıyor, beyin dopamin salgılıyor orada, diyor ki “ben değerli biriyim, bak adam özbakım yaptı, demek ki beni bu bedeni ciddiye alıyor bu adam”. Beynini başka biri gibi görmen lazım, sen başka birisin, beyin başka biri gibi düşün. Beyin sana bakar sana göre davranır. O yüzden bu basit sandığınız gündelik şeyler, büyük değişim yaratır.

Rutinin Dışına Çıkın

Bu da çok önemlidir: Rutinin dışına çıkın. Her gün aynı şeyi yapmayın. Her gün aynı saatte kalkma. “Ben her gün şu yoldan giderim kısa oluyor iyi oluyor” gitme her gün oradan, aradabir değiştir. Beyin otomatiğe aldığı zaman, bunları yapmadığın zaman sanki yanlış bir şey yapıyorsun gibi düşünmeye başlayacak. Dikkat ederseniz sabahtan beri beyinin komplek yanının yanında aslında ne kadar ilkel bir şey olduğunu konuşuyoruz. Bunlar ilkelce şeyler, bildiğin mal adam gibi davranıyor. Gündelik hayatta da böyle, mal gibidir beyin, onu eğitmen lazım. Böyle eğiteceksin. Beyin öyle bir şey ki sen onu 90lardaki dandik bilgisayarlara da çevirebilirsin, kuantum bilgisayara da çevirebilirsin göklerle falan uğraşan. O sana kalmış. Sen eğitirsen olacak. Mantık felsefe bilmek o yüzden önemli işte.
   Öyle ilkel ki, beyin izlediği filmi bile gerçek zannediyor. İsterse yapay zeka ila yapılmış olsun, anlamıyor, gerçek zannediyor, onu bir kenara yazıyor.

Hareketsizlikten Kaçının

Hiçbir şey yapmıyorsanız günde 10000 adım atın. Fiziği yormanız lazım. Çünkü fizik çalıştıkça beyin de çalışıyor, oraya yöneliyor. Eğer siz fiziğinizi kullanmazsanız yormazsanız, tıbbi hastalıklar bir yana(onlar zaten cepte), beyin de zarar görüyor bundan. Çünkü onun uğraşması gereken şeyler var, sen onu onlarla uğraştırmıyorsun. Bu sefer sürekli olumsuzluklara dönüyor: kuruntular, abuk subuk düşünceler,…, hep onlarla uğraşıyor. O yüzden fiziksel hareket, her ne seviyorsan, fitness seviyorsan onu yap, box seviyosan box yap, yürüyüş seviyorsan onu yap, yüzme seviyorsan onu yap, aikido seviyorsan onu yap, çok rahatlatır beynini. Beyninin odak noktasını değiştir. Hep aynı yerde kalırsa eriyecek çünkü, mala bağlayacak. Kendi haline bırakırsan kurar.
   Bir şeyler yap, bir şeylerle uğraş. Yarın, öbür ay, iki sene sonra iş durumum nasıl olacak onlarla uğraş mesela, işimi nasıl geliştirebilirim, veya bi meslek öğreneyim şuradan da para kazanayım.
   Her gün yatarken fiziksel olarak yorgun yatın, zihinsel olarak zaten yorgun yatıyorsunuz burada iseniz. Asla dinç yatmayın, orada bir hata yapmışsınızdır. Hiçbir şey yapmıyorsan yürü, yürüyüş yaparak felsefe yap bi yandan bedenin de yorulsun, ne diyor Aristoteles: sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Çok net. Senin vücudunda biyolojik olarak sıkıntı varsa, hareket etmiyorsan, bu beynine de yansıyacak, kaçarı yok.
   Birisi: yürüyüş yaparken insan daha mantıklı düşünüyor evde oturup düşünmektense.
   Hoca: evet. Çünkü hareket halindesin, beyin seni ciddiye alıyor. Diyor ki “bu hareket ediyor, kesin bir şey yapacak”, daha çok kodluyor.

Kimseye Bağımlı Olmayın

Birisi: bir de şu var: tüm mutluluk merkezini dışarı bağlı kuran insanlar var. Şu arkadaşı ile konuşmayınca, sevgilisi ile konuşmayınca, şu mekanda olmayınca mutlu olamıyorlar.
   Hoca: yanlış. Peki bu neye girdi: az önce konuştuğumuz, her gün aynı yoldan gitmek her gün aynı şekilde yaşamak falan. Aynı şey. Birini odak noktası haline getirmişsin, o kişi olmayınca mutsuz oluyorsun. Bu bağımlılık! Bildiğin bağımlılığın tanımıdır bu.
   Birisi: ebeveynlerde de genelde bu oluyor, evlatlarına fazla bağımlı oluyorlar.
   Hoca: yanlış. Avrupalılarda bu yok, o yönlerini seviyorum. Yoksa bizde 40 yaşına geliyor, hala annem de annem babam da babam.

Canlılığa Faydalı Olun

Evcil hayvan sahiplenmek de mutluluğu arttırır. Çünkü her şeyden önce sosyal izolasyon şemanı düzeltiyor. İkincisi, bir canlıya bakmak. İnsanı en mutlu eden şey nedir biliyor musunuz: başka birine canlılığa faydalı olmak. Beyin çıldırıyor buna. Mesela bir kediye mama vermek. Almak değil vermek. Derler ya asıl mutluluk vermektir diye, gerçekten öyledir. Beyin için mutlu etmek > mutlu olmak, bilimsel olarak, tartışmasız. Bu arada bu, rasyonalizmin bir ispatıdır, başka bir şeyden geldiğimizin. Çünkü az önce konuştuk ya beyin ilkeldir, ama bu konuda tam tersi oluyor. Aynanöron değil orada çalışan şey, aynanöronlar bunun yanında sadece bonus. Direkt rasyonalizm çalışıyor orada. Direkt geldiği yeri hatırlıyor beyin, onun mutluluğu, bambaşka bir keyif. Mesela bir bebek suay düşse herkes atlar ardından. Beyin bir taraftan o kadar ilkel bir şeyken bir taraftan da bu kadar yüce bir şeyin farkında, farkında mısınız? Onda öyle bir kod var ki seni beni aşıyor. Evrime direkt ters, evrimsel olarak büyük hata. Ölüyorsun lan. Lan bir tane kediyi araba ile ezmemek için araba ile direksiyonu kırıyorsun bütün ailen ölüyor. Binlerce örnek var. Beyin ani karar veriyor o an. Beyin bak neyi seçiyor orada. Dikkat et. “Ben yolumda gidiyorum abi, yolumdaysa yapacak bir şey yok, direksiyonu kırayımda ben mi öleyim?” beyin diyor ki kır.

Birisi: bize direkt sahip olma kültürü aşılanmış, bunu alacaksın buna sahip olacaksın falan diye.
    Hoca: şuan bizim yaşadığımız dünya, direkt doğamıza ters. O yüzdenbu kadar mutsuzuz, o yüzden intihar oranları yüksek, patolojik rahatsızlıklar çıldırmış.
    Birisi: bitmiyor da, bir şey alıyorsun, yine yine  yine alıyorsun, doymuyor.
   Hoca: çünkü öyle doyamazsın ki sen. Almakla doymaz. Hep daha fazlasını almak istersin.

Senin aslında asli doğanda, senin temel beynindeki kod var ya, neden kediyi ezmemeye karar veriyor, o kod ne? Çünkü beyinde günümüzdeki gibi bir dünya yok. “Önemli olan benim, bana giren çıkan olmasında bütün herkes gebersin” öyle bir şey yok, beynin böyle çalışmıyor. Çünkü bizim evrimimiz de böyle değil. Bizim beynimiz yaşamı destekliyor. Sana diyor ki ek biç domates ek çiçek ek. İnsanlara yardım et. Çünkü biz sosyal bir canlıyız. Beyin kendi başına yaşayamayacağını biliyor. Ben tek başıma ne yapacağım dünyada? Kral olsam ne olur tek başıma isem. Bir şeyler yap, doğaya hayata destek ol, insanlara fayda et, aç biri varsa onu doyur. Ama günümüzde ben kazanayımda sen kaybet, senden çalayım. Beynin mantığında bu yok. Beyin diyor ki sen şerefsizsin üçkağıtçısın, bu doğru değil. Sen diyorsun ki yaşadığım dönem böyle. O da diyor ki yaşadığın dönemi …, ben böyle çalışmıyorum ki.
   Fiziksel değilde düşünsel olarak bir katkı vermek zaten en babası. Ben en basitlerden bahsediyorum, basitlerde bile böyle çalışıyor. Kendinizden bakın işte.Makinayı olduğundan bambaşka şekilde kullanında bu sefer yabancılaşma başlıyor. Sonra kapatıyor kendini, gelsin hastalıklar. Demek ki sömürerek değil, üreterek beyni besleyebiliyoruz. İlmi olsun olmasın bir şey üreterek en temel duygumuzu tatmin ediyoruz. Mesela para kazanmak için kamera açıp orasını burasını gösterip para kazanınca, senin oranın amacı doğası bu değil ki, beyin bunu biliyor, para falan diye anlatamazsın bunu beyne, aç mısın neyin eksik. Aç değiliz, sorun yok, böyle basit bakıyor beyin, ki böyle basit de zaten. “Ama çok fazla para kazanmak istiyorum”, çok fazla para ne demek, ne yapacaksın ki onunla, beyin bunu anlamıyor. Benim amacım barınmak yemek içmek. Bu varsa tamam, bunu da her şekilde yapabilirsin. Amaç bir tarafını başkalarına göstermek olabilir mi?
   Veya bir erkek yeni tanıştığı bir kızla oturduğu zaman arabanın anahtarını masaya koyuyor. Sen şuan karşı tarafı suistimal etmeye manipüle etmeye çalışıyorsun, sen şuan ne yapıyorsun ben anlamıyor muyum sence(diyor beyin). Bana uygun bir şey değil ki yaptığın şey. Veya diyorsun k milyon dolarım var. Beyin soruyor bu niye böyle dedi, bununla ne yapacağız ki, yemeğimiz var barınıyoruz bi sorun yok, sen hayırdır napıyorsun kimi suistyimal ediyorsun diye beyin sana sarmaya başlar bu sefer.

Obsesyonlara Fırsat Vermeyin

Olay farkındalık. Farkında olursan beyin seni manipüle edemez. Olmazsan eder, seni at gibi koşturur farkında bile olmazsın.

Obsesyonlar zaten en başta gelenlerdir. Onlar tehlikenin işaretidir. Beyin error veriyor, “dikkat et knk seninle anlaşamıyorum” demektir kısaca obsesyonlar. Mesela elimi sürekli burnuma götürüyorum düşün, burnuma götürünce daha rahat konuştuğumu düşünüyorum. Aha. Sorun var. Niye? Düşüncemin elimle burnumla ne alakası var diye düşünmen lazım.

Birisi: Obsesyonlar şey gibi: beyin kontrolü ele almak için küçük denemeler yapıyor gibi sanki.
   Hoca: evet o tarz bir şey. Seni yokluyor, sınıyor ne durumdasın diye.

Hani bilirsiniz: evden çıktım, acaba kapıyı kilitledim mi. Kilitlememişim gibi geliyor ya. Obsesyon. Oynuyor seninle.

Obsesyon çok güçlenmeden tersini yapmaya başlamak lazım.

Birisi: Heh bende de oluyordu hatta 300 metreden geri döndürmüştü beni falan. Ondan sonra tam tersini yaptım 1-2 kere “kes lan” yaptım gitti, bir daha olmadı.
   Hoca: “kes lan” yaparsan gider. Yapmazsan artar, her yere sirayet etmeye çalışır hayatında. Virüs gibi.

“Kes lan”ı da mantıkla, gerekçe vererek yapmak iyidir.

Sadece mantık öğrenmek, bütün patolojik rahatsızlıkların kafadan yarısını atıyor. Geriye genetik kalıyor, onunla da mantıkla mücadele edersin. Mantığını geliştirirsen onun da üstesinden gelirsin. Terapiye falan gerek yok.

Terapi bazen faydalıdır ama çoğu zaman faydasızdır. Mesela sen kendini borçlu hissediyorsun hep vermek istiyorsun. Sana şunu derim: git bir mağazaya, bir sürü ayakkabı/elbise dene, çalışanlar senin için o kadar şey yapsın, ama hiçbir şey alma çık. Bu bir terapidir.
   Mesela mağazada gömleği açıp bakıp sonra yerine katlayıp koyan bir tip düşünün. Lan niye katlıyorsun? Zaten orada çalışanlar var. Sen müşterisin salak. Sen niye bunu katlayıp yerine koyuyon utanıyon? At yerine gitsin. Onların işi onu yapmak, o yüzden para kazanıyor. Onun yerine niye yapıyorsun, ayıp değil ki yaptığın.

1 yorum

comments user
A WordPress Commenter

Hi, this is a comment.
To get started with moderating, editing, and deleting comments, please visit the Comments screen in the dashboard.
Commenter avatars come from Gravatar.

Yorum gönder